30 haziran 2010 rusya
11 haziran 11 temmuz fildişi
1 ağustos 2010 Türkiye
gus giddink 3 aylık zaman diliminde 3 farklı takımın başında olacak
bu davranışı etik bulan birisi varsa çıksın savunsun.
şimdi gus hiddink'in yılmaz vural'dan ne farkı kaldı.
bu etik sorun tamamen onun kişiliğini ilgilendir ama beni daha da çok düşündüren milli takımımızın başına geçtikten sonrası
gus hiddink milli takım antrenörlüğünü ülkesinde evinin rahat koltuğunda lig tv'den mi yapacak yoksa ülkemize mi yerleşecek.
lig tv'den maç izleyip maçtan maça gelecek adamdan bize kesinlikle hayır gelmez.
11 Mart 2010 Perşembe
A Milli Takım Yılmaz Vural İle Anlaştı
28 Mart 2009 Cumartesi
ŞAPKADAN TAVŞAN DEĞİL TRAKTÖR ÇIKTI
Kepez Belediye koçu eski şampiyon koçlardan Halil Üner şapkasından çıkardığı tavşanlar ile büyük bir ün yapmıştır. Geçen sene şapkadan çıkan tavşanlar Daçka’yı kümede tutmuş ve ligin sürpriz takımı yapmıştı. Bu yıl aynı kelebek etkisi Halil Üner Kepez’in başına geçmesi ile kendisini gösterdi. Halil Üner takımın başına geçmeden önce Traktör Kepez bench’inin derinliklerinde pas tutmak üzereydi.
Robert ‘’Traktör’’ Traylor Dallas tarafından bir NCAA yıldızı olarak draft edildiğinde, Dallas taraftarları büyük bir mutluluk yaşamış ancak daha ismini dahi duymadıkları Alman 2. liginden gelen sıska bacaklı bir Alman ile takas edilince bu mutlulukları çok kısa sürmüştü. Michigan üniversitesinin yıldızından iki tane Alman oyuncunun fiziğinde adam çıkabilirdi, sırf bunun için bile Dallas taraftarları ilk tepkilerinde haklıydılar. (Tabiî ki sonradan her Dallas’lı yapılan bu takasa milyon kere dua etti)
Traktör bu yıl ligimizin en büyük renklerinden bir tanesi, her hafta acaba maçı yayınlanacak mı diye büyük bir keyifle bekliyorum. Maç boyu gözünüzü bir an dahi kaçıramıyorsunuz, pivot adımları, pasları, ribaundları, yer tutuşları, pozisyon alışları, ikili oyunları, kovaladığı aley hoop’ları her seferinde buram buram kalite kokuyor.
Kepez takımına baktığımız zaman iki tane üst düzey oyuncu görüyoruz, her iki oyuncuda Avrupa da her takımda rahatlıkla oynayabilecek yetenek ve kapasiteye sahip. Gereld Fitc’i daha önce Galatasaray da izleme ayrıcalığına sahip olmuştuk. Bu sene için Kepez’in en büyük şanslarından biri bu düzeyde iki oyuncuya sahip olmaları. Fitch ve Traktör çok etkili ve tehlikeliler ancak yanlarında oynayan oyuncular onlara ayak uydurdukları anda çok daha tehlikeli hale gelecekler. Galatasaray Cafe Crown karşısında diğer oyuncular bu ikiliye oldukça fazla destek sağladılar.
_Levent Bilgin_
Hakan Erol az hata ile iyi savunma yaparak ve skora içeriden dışarıdan zorlayarak katkı yaparken, Levent pota altını ayakta tuttu ve ligimiz için ne kadar önemli bir oyuncu olduğunu gösterdi. Galatasaray’ın esame listesi uzunluğundaki uzun oyuncu rotasyonuna Traktör’ün yanında tek başına direnip onlara üstünlük kurdu. Çok sevdiği dış şutunu da istikrara kavuşturduğu an daha üst düzey takımlarda da kendisine şans bulacaktır. Barış Güney biraz olsun Reşat Güney ayarında şut sokabilseydi şu anda çabukluğuyla, savunmasıyla her iki pozisyonu da oynayabilme kapasitesiyle ligin en değerli oyuncularından birisi ve milli takımın değişmez parçası idi. Berent Kavaklıoğlu’nu rakip takımın veteran oyuncusu Cüneyt’e benzetiyorum. Dış şutlardaki başarısı onu vazgeçilmez kılıyor.
Kepez’in Galatasaray Cafe Crown karşısındaki oyununu her maç devam ettireceğine inanıyorum.
Gelelim zaten çok iyi olan kadrosunu takviye eden Galatasaray Cafe Crown’a, Galatasaraylı oyuncular maç boyu nasıl olsa maçın sonunda biz bunları yakalar ağırlığımızı koyar ve öne geçeriz diyerek oynadılar. Maçın sonunu ise çok erken atışlarla ve gereksiz şutlarla bozuk para gibi harcadılar. Galatasaray’ın genç takımı bile herhangi bir maçın sonunu böyle oynamaz. Topu getir iki pas bilemedin üç pas hoop kaldır üçlük at. Böyle bir hücum tarzı ile kazanman zaten imkânsız.
Yeni takviyelerden Hoosley kadrosuna dahil olduğu her takıma sınıf atlatacak tarzda bir oyuncu ancak takımı ile henüz kimya uyuşmasını halledememiş, Kepez karşısında maçın sonunda kullandığı boş ama isabetsiz şutlar Galatasaray’ın sonunu hazırladı. Diğer Amerikalı Tolliver ise elde bu kadar kıymetli uzun varken neden alındı bir türlü anlayamadım. Elinde Milojevic gibi bir adam varken bundan en üst seviyede faydalanmak lazım, Tolliver’in Milojevic’den tek bir artısı var oda şutu. Kepez maçında da gördük ki bu artı Galatasaray Cafe Crown’a yarardan ziyade zarar getirdi. Tolliver tercihini son derece yanış buluyorum. Tolliver yerine bana göre üst düzey bir oyun kurucu alınmalıydı. Takımın iki oyun kurucusu da iyi oyuncular yalnız her ikisi de 2. adam olabilecek kapasitedeler. Cüneyt Erden yaşı itibari ile sakatlıklar yaşıyor ve her daim aynı etkiyi gösteremiyor. Cüneyt 2. adam olarak takıma her zaman üst düzey katkı verecektir ancak 1. adam olarak çok daha iyi elit bir isim takımın bünyesine katılmalıydı. Bu isim Gerald Fithc dahi olabilirdi.
Galatasaray Cafe Crown takımının en büyük problemi savunma zaafları, özellikle Kepez karşısında Telekomvari bir oyun sergilediler. Ne zaman takım halinde savunma yaptılar o zaman Kepez’i zor duruma düşürüp skorda öne geçtiler ancak savunmayı maçın geneline yaymadıkları için Kepez’in büyük skorerleri Fitch ve Traktör Galatasaray Cafe Crown’ın fişini çektiler.
Galatasaray Cafe Crown takımında savunmanın iki tane ilacı var bunlardan biri Cemal Nalga diğeri ise Erdem Türetken. Cemal çok az bir süre alırken Erdem sahaya adımını dahi atamadı. Galatasaray bu sezon bu üst düzey kadrosu ile şampiyonluk yaşamak istiyorsa takım halinde savunmasını bir an önce sertleştirip maçın geneline yayması lazım.
İlker KESER/basketci14@gmail.com
16 Eylül 2008 Salı
İBRAHİM KUTLU-AY(YILDIZ)
.jpg)
İbrahim Kutluay Türk spor tarihinin en büyük sporcularından birisidir. Basketbol camiasını yönetenler bu büyük sporcuyu çok güzel ve anlamlı bir tavırla onurlandırdılar. Büyük basketbolcu 257 kez milli takım forması giyerek hangi koşulda olursa olsun ülkesine hizmet etmiş, yurt dışında büyük başarılara ve ilklere imza atmıştır. Milli maç sırasında parmağı kırılmış ama umursamadan oynamaya devam etmiştir, kaşı açılmıştır ama o dikişini attırıp kaldığı yerden oyuna devam etmiştir. Bu güzel davranışın gerisini büyük bir merakla bekliyorum.
Ayyıldızlı basketbolcularımız dünya starı Tony Parker’ın takımı Fransa karşısında dört dörtlük bir oyun sergileyerek, 2004 yılından beri bu kadroya yatırım yapan Tanjeviç’in ulaşmaya çalıştığı hedefe yakın bir basketbol ortaya koyarak rakip Fransa’yı sahadan silmeyi sürklase etmeyi başarmıştır.
Eleme maçları daha başlamadan hangi oyuncular olursa olsun biz bu guruptan 1. olarak çıkacak güçte bir potansiyelimiz olduğunu yazmıştım. Takımımız bu potansiyelini oynadığı ilk üç maçta ortaya sermiştir.
Fransa karşısında her şeyden önce topu çok iyi dolaştırdık ve ikili oyunları gerek pick and roll sonrasında gerekse pas ve cut sonrasında çok iyi değerlendirdik. Maça felaket bir dış şut yüzdesi ile başladık, rakip ise 4/3 ile oynuyordu ama ondan sonra kullandıkları 5 şutta üst üste isabet bulamadılar. Biz ise tam tersi 3 sayılık atışları üst üste sokmaya başladık. Hem topu iyi dolaştırmamız, hem ikili oyunlardaki başarımız hem de düzelen şut yüzdemiz bize hücum anlamında büyük bir artı güç kattı ama Fransa savunmasını asıl göçerten unsur Oğuz Savaş’ın sırtı potaya dönük olarak yaptığı hücumlardı. Hatırlarsanız son iki yazımda milli takımın sırtı potaya dönük oynanan bir oyununun olmadığını ve basketbolun en büyük dinamiklerinden biri olan hücum şeklini kullanamadığımız için hücum organizasyonlarımızın sekteye uğradığını belirtmiştim. Oğuz Savaş bugün pota altında sırtına hangi Fransızı aldıysa ya sayı yaptı yada faul yaptırdı.
Fransa takımında Tony Parker’ın oyununa bir türlü mani olamadık, her pozisyonda savunmasını geçmeyi bildi. Rakibin yıldız oyuncusunun bu kadar etkili olduğu bir akşamda imdadımıza alan savunması yetişti. Fransız basketbolcular bire birde oldukça etkililer ama söz konusu alan savunmasına hücum etmek olunca yaratıcılıkları resmen sıfıra indi ve tökezlediler. Alan savunmasına karşı sayı üretemeyince maçı da orda kaybettiler. Burada en büyük suç bana göre Tony Parker’a aitti çünkü alan savunmasını penetre ederek delmeye çalıştı, o kadar hücum ettiler topu bir türlü posta verip oyunu oradan kuramadılar. Eskiden Maccabi de oynayan Amerikalı Buck Johnson posta dalar ve topu oradan dağıtarak alan savunmasının kalbine hançeri vuruverirdi. Fransızlar topu pas ile içeri hiç sokmadan Parker’ın penetreleri ve diğer oyuncuların dış şutlarıyla tek düze ve sıradan hücumlar yaparak ekmeğimize yağ sürmüş oldular.
Maç boyu çok üst düzeyde savunma yaparak oynadık hemen her pozisyonda yenilmemeye çalıştık ama alan savunması ve Oğuz’un sırtı dönük oyunları galibiyetin kapısını açan anahtarlar oldular.
Son yıllarda Fransa basketbolu giderek Amerikan basketboluna doğru koşar adımlarla ilerliyor. Fakat atladıkları bir nokta var; Amerikan basketbolunda dahi yeni oyuncular için yapılan; şut antrenmanı yerine sıçrama antrenmanı, top sürme yerine sadece crossover çalışması, beyni geliştirme yerine de sürekli vücutlarını geliştirmeleri eleştirilen konuların başında geliyor.
Yıllar önce baktığımız da Fransız takımları hep disiplin ile oynayan basketbolu iyi bilen, Yann Bonato, Gadou kardeşler, Rigadueau, Sciarra, Julian, Foirest hatta Weis gibi beyaz oyuncuların yanında önce Risacher,Jim Bilba sonrada Alain Digbeu (Air France), Moustapha Sonko gibi oyuncuları gördüğümde ‘’Fransa da zenci çok neden basketbol oynamıyorlar? , çok başarılı olurlar’’ diye kendi kendime sorar dururdum.
Sonra Pietrus kardeşlerin ortaya çıkması ve ilk olarak 2001 Avrupa şampiyonasında Ankara da izlediğim Tony Parker’ın katılımı ile Fransızlar yavaş yavaş eski basketbollarını bırakıp takıma katılan Tariq Abdul-Wahad, Boris Diaw, Jerome Moiso , Ronny Turiaf, Mamoutou Diarra, Mickael Gelabale, Johan Petro, , Yakhouba Diawara, Tariq Kirksay, Joseph Gomis gibi zenci basketbolcuların çoğalması ile Amerikanvari bir basketbol oynamaya başladılar.
Bu değişimi yaparken çok önemli bir şeyi atladılar; Eğer doğuştan gelen ırksal özelliklerini Avrupa basketbolu ile birleştirebilselerdi bugün uluslararası turnuvaların hepsinin en önemli favorisi Fransızlar olurdu. Düşünsenize Amerikalılar gibi fizikli, kaslı, hızlı, koşan, sıçrayan, Avrupalı gibi şut atan, savunma yapan, ikili, üçlü oyunları, alan savunmasını yapabilen bir takım herkesin korkulu rüyası olurdu. Son olimpiyatlarda gördük ki Amerika takımı sadece fiziksel olarak Arjantin ve İspanyol basketbolunun ötesindeydi ama bu fiziksel güç anormal değerlerde üst seviyede olunca önlerinde hiç kimse duramadı ve yaşanan büyük hezimetlerden sonra nihayet birincilik kürsüsüne çıkmayı başardılar. Tabi Ginobili ve Calderon’un sakatlıkları da kürsünün tepesini Amerikalılara açan etkenlerden biriydi.
Son olarak bugün anlamlı bir törenle onurlandırılan milli takımın ve Fenerbahçe’nin büyük yıldızı İbrahim Kutluay’ın Tanjeviç tarafından kulübünden aforoz edilmesine hala bir anlam verebilmiş değilim. Benetton Pittis’i, Real Madrid Hereros’u, Zalgiris Sabonis’i basketbolu bıraktıkları zamana kadar kadrolarında tutarak simge isimlerine vefa göstermişken en az 3 yıl daha oynayabilecek kapasitesi olan Kutluay’a kulübü neden sahip çıkmıyor bir türlü anlamlandıramıyorum.
İlker KESER/basketci14@gmail.com
Yıldızoğlu ameliyat oldu

Avrupa Şampiyonası Finalleri'ne grup lideri olarak kalmayı başaran A Milli Bayan Takımının ve Mersin Büyükşehir Belediyesi'nin baş antrenörü Ceyhun Yıldızoğlu bugün Adanada ameliyat oldu. Hazırlık kampında sakatlanan Yıldızoğlu, Adana Ortopedia Hastanesi'nde iç menisküs ameliyatı geçirdi. Ameliyatın başarılı geçtiği ve Yıldızoğlunun durumunun iyi olduğu öğrenildi.
Euroleague'in en iyi 15 transferi!

MERT GENÇ- Avrupa basketbolunun bir numaralı kupası olan Euroleague'de yeni sezonun başlamasına az bir süre kala takımlar transferlerini büyük ölçüde tamamladılar.
Temsilcilerimiz Efes Pilsen ve Fenerbahçe Ülker'in de mücadele edeceği kupada, yeni sezon öncesi özellikle Yunan ekipleri Olympiakos ve Panathinaikos transferde büyük paralar harcayarak, kadrolarına önemli isimleri dahil ettiler. Bu takımların yanı sıra Maccabi Tel Aviv, Real Madrid, CSKA Moskova, Efes Pilsen ve Barcelona kulüpleri de transfer döneminin diğer aktif ekipleri oldular.
Bu yazıda sizler için kendi gözlemlerimiz doğrultusunda, yaz döneminde gerçekleşen en önemli 15 transferi değerlendireceğiz.
1) Theo Papaloukas- Olympiakos
CSKA Moskova'nın genç denilebilecek bir yaşta Olympiakos'dan transfer ettiği ve hem Rusya Ligi hem de Euroleague'de seneler boyunca tüm hünerlerinden faydalandığı Yunan guard Theodoros Papaloukas sonunda yuvasına döndü. Evet, herkes bunu 'yılın transferi' olarak nitelendiriyor. Doğal olarak bizde. Çünkü Papaloukas'ın CSKA Moskova ile yaşadığı Euroleague ile Rusya Süper Ligi şampiyonluklarının ve bireysel alandaki başarılarının haddi hesabı yok. Yunanistan Milli Takımı'nda yaşadığı başarıları saymıyorum bile. Papaloukas'ı tek bir cümle ile özetlemek gerekirse o, şartlar ne olursa olsun takımının sıkıştığı anlarda sahaya girip, oyunun şeklini değiştiren ve basketbolun bir zeka oyunu olduğunu herkese gösteren kişilik. Bu tarifin birebir olarak Papaloukas'ı yansıttığını düşünüyorum. Uzun lafın kısası Papaloukas, sadece Avrupa değil, dünya üzerindeki en özel oyunculardan biri ve Olympiakos onun gibi bir oyuncuya sahip oldukça her zaman büyük hedeflere çok yakın olacaktır.
2) Juan Carlos Navarro- Barcelona
Geçtiğimiz sezon başında uzun yıllar formasını giydiği Barcelona'dan ayrılıp, NBA yolunu tutan Navarro, Memphis Grizzlies forması altında vasat geçen bir sezonun ardından yeniden yuvaya döndü. NBA'de çok da kötü bir sezon geçirmemesine rağmen Barcelona'ya yeniden dönüş yapmasında elbette ki paranın büyük önemi var ancak Pau Gasol'un Grizzlies'dan ayrılışının ardından gayet mutsuz olduğu ve Avrupa'ya dönüş yapmak istediği de herkes tarafından biliniyordu. Bu nedenle Navarro'nun Barcelona'ya dönüşü birçok basketbol otoritesi için fazla sürpriz olmadı. Asıl konumuza dönersek, onunda tıpkı David Andersen gibi özelliklerini saymaya zaman yetmez. Ne derece 'çılgın' bir skorer olduğunu hepimiz biliyoruz. Yeni sezonda, tıpkı eskiden olduğu gibi 25-30 sayılık birçok maç çıkaracağından ve Final Four hedefiyle yola çıkan Barcelona'nın sahadaki en güvenilir ismi olacağından kimsenin şüphesi yok.
3) David Andersen-Barcelona
CSKA Moskova'nın son yıllarda yaptığı çıkışta en büyük pay sahiplerinden biri olan Avustralyalı pivot David Andersen (sol üstteki fotoğraf), artık Barcelona için ter dökecek. Son yıllarda sıkça Final Fourlar'da görmeye alıştığımız CSKA Moskova'nın oyun sisteminin en temel parçalarından biri olan Andersen, Rus ekibinin taraftarlarının da simgesi haline gelmişti. Onun gidişi CSKA Moskova açısından yerine ne kadar transfer yapsalar da, son derece büyük bir kayıp. Barcelona'nın ise bu transferi gerçekleştirerek başarıya giden yolda ne kadar önemli bir adım attığını söylememize gerek yok. Andersen zaten Avrupa'nın en saygı duyulan oyuncularından biri. Eğer özelliklerini saymaya kalkarsak bu yazıyı bitirmemiz imkansız bir hal alır. O nedenle yeni sezonda Barcelona forması altında neler yapacağını hep beraber izleyip görelim.
4) Jeremiah Massey-Real Madrid
Son iki sezondur Aris forması altında Yunan Ligi ve Euroleague'de gösterdiği başarılı performansla tüm dikkatleri üzerine çeken Amerikan asıllı Makedon power forvet Jeremiah Massey, önümüzdeki sezon kariyerine İspanya'da devam edecek. Pozisyonuna göre boyu kısa olmasına rağmen gayet iyi bir ribaundçu olan Massey, bunun yanı sıra atletik özellikleri, birebirdeki etkinliği, bitiriciliği ve savunmadaki caydırıcılığı ile yeni sezonda Real Madrid'e oldukça fayda sağlayacaktır. Ancak kimsenin ondan Aris'de yakaladığı ortalamaları beklememesi gerekiyor. Çünkü yeni takımında lider rolünde değil, tamamlayıcı rolde olacaktır.
5) Josh Childress-Olympiakos
Yaz döneminin belki de en flaş transferlerinden biri de Atlanta Hawksın geçtiğimiz sezonki başarısında büyük pay sahibi olan Amerikalı forvet Josh Childressın, 3 yıllık 20 milyon dolar karşılığında Olympiakos kadrosuna katılması oldu. Diğerlerinden farklı olarak bu transferi ilginç kılan ise Childressın sadece para için Avrupayı tercih etmesi oldu. Bunu kontratındaki her sezon bittiğinde NBAe dönebilir maddesinden rahatlıkla anlayabiliyoruz. Childress, Olympiakos kulübünün bilet satışlarının artması için önemli bir transfer olarak gözükse de, Avrupa basketboluna ne kadar uyum sağlayacağı tam bir soru işareti. Şutunun yetersiz olduğunu biliyoruz. Sadece atletik yetenekleri ve savunması sayesinde de kendini kanıtlaması gayet zor gözüküyor. Kısacası Olympiakos, Childress transferini gerçekleştirerek büyük bir kumar oynadı. Bakalım oynadıkları bu kumar tutacak mı? Bunu sezon başladığında hep beraber göreceğiz.
6) Gordan Giricek-F.Bahçe Ülker
Hırvat basketbolunun önemli yıldızlarından biri olan ve uzun süredir NBA gibi önemli bir ligde mücadele eden Gordan Giricekin , Fenerbahçe Ülker kadrosuna katılması, Solomon ve Kinseyin gidişinin ardından sarı-lacivertlileri bir nebze de olsa rahatlattı. Giricekin ne denli büyük bir yıldız olduğu bilinse de, oyun kurucusu Marques Green olan bir takımda ne kadar katkı vereceği gayet düşündürücü. Ayrıca uzun zamandır Avrupa basketbolundan uzak olduğunu ve yeniden bir uyum süreci yaşayacağını unutmamak gerekiyor. Türkiye Ligi için standartların üstünde bir transfer olduğu herkes tarafından kabul ediliyor ancak savunmaların çok sert olduğu Euroleaguede nasıl bir performans sergileyeceği büyük merak konusu. Bunun için şu anda yeni sezonu beklemekten başka yapacak bir şey olmadığını düşünüyorum.
7) Antonis Fotsis-Panathinaikos
Yunanistan Milli Takımının son dönemdeki en başarılı isimlerinden biri olan ve Dinamo Moskova forması altında gösterdiği başarılı performansla dikkatleri üzerine çeken Antonis Fotsisi bu sezon yeniden Panathinaikosda izleyeceğiz. Fotsis, dışarıdan attığı öldürücü şutlar, pota altındaki blok tehditi ile caydırıcılığı ve ribaundlardaki etkinliğiyle tanıdığımız bir isim ve onun bu özellikleri rakip takımlar karşısında Panathinaikos açısından büyük bir avantaj. Uzun boyuna karşın üç numarada oynatıldığı dönemlerde de gayet verimli olduğunu biliyoruz. Kısaca Fotsis bu özelliklerinin tümüyle yeni sezonda Panathinaikos'a önemli katkılar yapacaktır.
8) Nikola Vujcic- Olympiakos
Evet yanlış okumadınız. Nikola Vujcici bu listede 8.sıraya koyduk. Nedenlerine gelirsek Vujcic, geçtiğimiz sezon Maccabi Tel Avivde sakatlıklarla dolu ve formsuz bir sezon geçirmişti. Halen de sakatlık sorunlarının az da olsa devam ettiği söyleniyor. Evet, Vujcic oyun bilgisi, pasör özelliği, hem içeriden hem dışarıdan skor üretmesi ve takımına savunmada yaptığı katkılarla çok özel bir oyuncu ancak geçen sezon yaşadığı sakatlıklar sonrası form durumu çok kötüydü. Bu nedenle de kafalarda soru işaretleri var. Ancak eğer bu sakatlık sorunları tamamen aşılmış ve Vujcic, bu yaz eksiklerini kapatıp, eski performansına kavuşmuşsa Olympiakosa neler katacağını anlatmamıza gerek yok.
9) Carlos Arroyo- Maccabi Tel Aviv
NBA kariyeri boyunca birtürlü beklenen patlamayı yapamayan isimlerden biri de Carlos Arroyo. O da tıpkı Primoz Brezec gibi NBA konusunda ısrarcı olmasaydı şu anda Avrupanın en saygı duyulan oyuncuları arasına girebilirdi. Özellikle birebir oyundaki etkinliği, dış şutları ve çabukluğu onun en büyük artısı. Maccabi taraftarı ile bütünleştiği takdirde neler yapabileceğini de kestirmek pek de zor değil. Özel bir oyuncu olmasına karşın Arroyo'nun en büyük dezavantajı ise işi zaman zaman gerektiğinden fazla bireyselliğe dökmesi ve bunun sonucu olarak takım arkadaşlarını tamamen oyundan düşürmesi. Ancak dediğimiz gibi sahip olduğu olumlu özellikleri Maccabinin öngördüğü sistem içerisinde kullanabilirse çok başarılı olacaktır. Aksi takdirde ise İsrail macerası onun için çok kısa sürebilir.
10) Mario Kasun- Efes Pilsen
Ergin Ataman yönetiminde yeni sezona oldukça iddialı bir kadro ile giren Efes Pilsen, Mario Kasun transferiyle birlikte daha önce yaptığı yerli ve yabancı transferlerini de anlamlı hale getirmiş oldu. Her pozisyonunda birkaç alternatifi olan bir kadronun tam bir pivota sahip olamaması durumunda Efes Pilseni zor günler bekliyordu ancak Mario Kasun transferinin lacivert-beyazlıları hem Beko Basketbol Ligi hem de Euroleague için çok iddialı bir konuma getirdiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Kasun, gerektiği zaman sırtı dönük gerektiği zaman da ikili oyunlarla rahatça skor üretebilen önemli bir oyuncu. Ayrıca uzun boyu ve kalıbını savunmada çok iyi kullanıyor. Efes Pilsen'e pota altında uzun zamandır aranan sertliği getirecektir. Disiplin sorunları yaşamadığı ve maçlarda erken faul problemine girmediği takdirde Efes Pilsen'in yeni sezondaki en önemli kozu olacaktır..
11) Henry Domercant- Siena
Pınar Karşıyakada Ahmet Kandemir döneminde parlayan ve daha sonra Efes Pilsene transfer olup, tüm Avrupaya kendini kanıtlayan Henry Domercant, Olympiakos ve Dinamo Moskova maceralarının ardından şimdi de Montepaschi Siena yolunu tuttu. Domercantin, hücum ve savunmadaki katkısıyla geçtiğimiz sezon Sienanın başarısında büyük pay sahibi olan ve bu yaz başında Efes Pilsene transfer olan Bootsy Thorntonun boşluğunu rahatça doldurabileceğini düşünüyorum. Üstelik Domercantin Thorntona oranla daha iyi bir hücum silahı olduğu da kesin. Domercant eğer Sienanın oyun sistemine adapte olursa yeni sezonda adından sıkça söz ettirebilir.
12) Drew Nicholas- Panathinaikos
Geçtiğimiz sezon ortasında Partizan maçı öncesi can güvenliğini gerekçe göstererek, Efes Pilsen kafilesi ile Belgrad deplasmanına gitmeyen ve bu olayın ardından lacivert-beyazlı ekipten gönderilen Nicholası bu sezon Yunan ekibi Panathinaikosda izleyeceğiz. Efes Pilsende forma giydiği iki sezon boyunca takımının hücumdaki en kilit ismi olan ve Avrupanın en önemli skorerleri arasında gösterilen Nicholas, maddi açıdan iyi bir seçim yapmış olsa da, yeni takımında, daha önce oynadığı Benetton Treviso ve Efes Pilsendeki kadar süre alamayacağı kesin. Çünkü Yunan ekibinin kısa rotasyonunda her maç neredeyse en az 30ar dakika sahada kalan Yunan oyuncular Vassilis Spanoulis ve Dimitris Diamantidisin yanı sıra Litvanyalı Sarunas Jasikevicius var. Bu açıdan baktığımızda kötü bir seçim yaptığı düşünülebilir ancak o da bunları göze almış olmalı ki tercihini Panathinaikosdan yana kullandı. Herşeyi bir kenara bıraktığımızda Nicholas gibi önemli bir skor potansiyeli, ne kadar az süre alırsa alsın yine de takımına önemli katkılar verecektir.
13) Primoz Brezec- Roma
Bu yaz NBAden Avrupaya dönüş yapan oyunculardan biri de Primoz Brezec. Slovenya Milli Takımının pota altındaki önemli kozlarından biri olan Brezec, NBAde görev yaptığı yedi yıl boyunca Indiana Pacers, Charlotte Bobcats, Detroit Pistons ve Toronto Raptors takımlarında oynamıştı. Bobcats hariç gittiği hiçbir takımda yeteneklerini ortaya çıkarma fırsatı bulamayan Brezecin, Avrupaya dönüşünü bu kadar geciktirmesinin kendisi açısından hiç de iyi olmadığı ortada. NBAde kenarda oturarak geçireceği yılları basketbol oynayarak geçirseydi şu an daha farklı bir konumda olabilirdi. Her ne kadar geç de olsa Avrupaya dönüş yapması ve üzerine büyük sorumluluklar alabileceği bir takımı tercih etmesi, yeniden kendini ispatlaması açısından önemli bir fırsat olacaktır.
14) Nikola Pekovic- Panathinaikos
Aslında Nikola Pekovic'in Panathinaikos'a transferi 14.sıradan daha yukarıları hakediyor. Ancak bu yaz Avrupa'da, yazımızın da başında söylediğimiz gibi o kadar büyük paralar harcanıp, o kadar önemli transferler yapıldı ki, bu nedenle geçen sezon Partizan forması altında Euroleague'i kasıp kavuran ve takımının son sekiz takım arasına kalmasında büyük rol oynayan Karadağlı pivot Nikola Pekovic'i sadece 14.sıraya koyabildik. Transferin Panathinaikos açısından getirilerine baktığımızda, uzun zamandır Mike Batiste'in yanına sırtı dönük oyunu iyi, oyun zekası yüksek ve savaşçı bir uzun arıyorlardı. Pekovic'in gelişiyle birlikte bu açıklarını büyük ölçüde gidereceklerini düşünüyorum.
15) Zoran Planinic&Terence Morris- CSKA Moskova
CSKA Moskova, geçtiğimiz sezon kadrosunda yer alan Theodoros Papaloukas ve David Andersen'in yerini yeni sezonda Zoran Planinic ve Terence Morris ile doldurmaya çalışacak. Olympiakos'a giden Papaloukas'ın boşluğunu doldurmak amacıyla TAU Ceramica'dan transfer edilen Planinic'in bazı özellikleri Papaloukas'a benzese de, onun kadar yaratıcı olduğunu, onun kadar sabırlı oynamayı sevdiğini ve takımın ihtiyaç duyduğu anlarda ortaya çıktığını söyleyemeyiz. Ayrıca son derece istikrarsız da bir dışı şutu var. Kısacası Papaloukas'ın yokluğunda CSKA Moskova'yı çok zor günler bekliyor. Terence Morris'e gelirsek, o da başarısız geçen NBA kariyerinin ardından Hapoel Jerusalem ve Maccabi Tel Aviv'de gösterdiği performansla çıkışa geçti. Ancak onunda CSKA Moskova'dan ayrılıp, Barcelona'ya giden David Andersen'in yerini doldurması çok zor gözüküyor. Morris, Andersen'den daha iyi bir ribaundçu ve daha iyi bir blokçu olabilir ancak bunun dışında kalan diğer alanlarda CSKA Moskova, Avustralyalı oyuncuyu çok arayacaktır
mertg@turkbasket.com
Beşiktaş Mims İle Anlaştı

Yaptığı flaş transferler ile bu sezona da iddialı bir takım kuran geçen sezonun normal sezon lideri Beşiktaş Cola Turka 2.06 boyundaki Dennis Mims ile 3 yıllık anlaşma sağladı.
Beşiktaş Cola Turka 3 sezondur Türkiye'de basketbol oynayan; sırası ile Ted Kolejliler - Ormanspor ve Yeşilyurt forması giyen 15.10.1980 South Carolina doğumlu olan 2.06 boyundaki Mims ile 3 yıllık anlaşma sağlandığı öğrenildi.
Mims geçen sezon %64 ikilik isabet oranı ile 13.2 sayı 11.3 ribaund istatistikleri tutturdu. Aynı zamanda Türk bir bayan ile de evli olan Mims'in 3 sezondur da Turkiye'de oynadığı baz alınarak bu transferin Türk statüsünde oynama ihtimalinden ötürü tercih edildiği düşünülüyor.
Uzun zamandır yerli uzun arayışlarını sürdüren Beşiktaş Dennis Mims hamlesi ile Mario Austin, Jovo Stanojevic, Adem Ören, Cevher Özer ile birlikte geniş bir uzun rotasyonuna da sahip olmuş oldu.
Mims Beşiktaş forması ile çıktığı 2 hazırlık maçında 4 sayı ortalaması ile mücadele etti.
Haber: İsmail Arslan / ajansspor.com
AKIL OYUNLARI

Kural gayet basit, kendi sahandan topu 8 saniye içerisinde karşı sahaya geçirmek zorundasın ama maçın bitmesine sadece 6 saniye var ise bunu yapmak zorunda değilsin.
Telekom’da rakibin hiç beklemediği bir şekilde bunu yaptı ve topu ileri doğru sürmek yerine geriye doğru sürdüler ve şaşkın Yunanlılar faul dahi yapamadılar.
Buna benzer bir şeyi yıllar önce bu maçın yorumcusu da olan Ufuk Sarıca İtalya’da yapmıştı.
Milano Gentile ile 3lük bulmuştu ve tam saha baskı yapmak üzere sahaya dizilmişti ama bir tuhaflık vardı, topu kenardan oyuna sokmaya giden Ufuk Sarıca maçın bitimine 4 saniye kala topu bir türlü oyuna sokmuyordu. Murat Murathanoğlu Ufuk'un niyetini anlamıştı ve kupa bizim kupa bizim diye bağırmaya başlamıştı bile.
Hemen bunu üzerine Orhun Ene'nin oyunun sonlarında süreyi durdurmak için top çıkaran oyuncunun elindeki topa vurarak süreyi durdurması ve hakemin bir daha yaparsan teknik faulu çalarım işareti gözümün önüne geldi. Hatta Orhun bununlada yetinmeyip ikinci seferde aynı şeyi yapıp hiç süreyi işletmeden rakip takımı serbest atış çizgisine götürürdü.
Daha sonraları Ufuk Sarıca'nın ve Orhun Ene'nin bu kıvrak zekalrı sonucunda ortaya çıkan durumları önlemek için kurallar değişti, artık oyunun son 1 dakikasında her ne olursa olsun basketten sonra bile süre çalışmıyor ve topu kenardan çıkartan oyuncuya müdahele edilirse 2 atış ve rakibin topu kenardan oyuna sokması ile cezalandırılıyorsunuz. Fiba belkide bu kuralların adını Ufuk Sarıca Orhun Ene kuralı olarak koyup öyle değiştirmeliydi.
Kim bilir Panionios maçının son saniye taktiğini veren Ercüment Sunter'de Fiba'da bir kuralın değişmesine neden olur bu taktiği ile. Fiba şöyle diyebilir; mola alarak yarı sahadan oyuna başlayacak olan takımlar kendi sahalarına topu pas olarak kullanırlarsa yarı saha olarak cezalandırılır ve top rakibe geçer.
İLKER KESER
